İyi mi kötü mü tartışılır ama şurası bir gerçek ki duygusal bir toplumuz. Duygusallığımız çoğunlukla merhamet ve samimiyet ekseninde tezahür etse de bazı hallerde de akılcılığın önüne geçen bir hal arz ediyor. Duygusallığımız sebebiyle dayanışma ve yardımlaşma reflekslerimiz sağlam ama anlık tepki ve coşkunluklara da neden oluyor çoğunlukla.

Duygusallığı her şeyin önüne koyuyoruz ama tabir-i caizse “iş ciddiye binince” veya “işin ucu kendi menfaatimize dokununca” bazılarımıza bir haller oluveriyor. Duygusallık yerini adeta tuhaf bir “profesyonelliğe” bırakıveriyor.

Elbette ki bu genelgeçer bir durum değil ama çok da azımsanacak bir hal de değil maalesef. Mesela deprem nedeniyle oluşan hassasiyet ve iyiniyet, birden bire birtakım tipler tarafından suistimal edilebiliyor. Artık bir klişe haline gelen “Biz böyle çok güzeliz” türünden ifadeler, aslında bu toplumun “normali” olan yardımlaşma ve dayanışma hasletini öylesine sündürüyor ve bağlamından koparıyor ki, fırsatını bulanlar tarafından suistimal edilebiliyor.

Elazığ’da kiralık ev fiyatları birden bire 2 katına çıkıyor mesela. Evet, gayet soğuk bir arz-talep analizi yapılsa bu artışı normal gören olabilir. Ancak böylesine netameli bir durumda böyle bir artış yapılmasına fırsatçılık mı demeli yoksa ahlaksızlık mı? Zor durumda bulunan insanlar için sahte bir duyarlılık gösterip, fırsatını bulunca sıkıntılı durumlarından faydalanmaya çalışanlarla nasıl “böyle çok güzel” olunabilir?

Veyahut, 2 kuruş kar etmek uğruna dere kumu kullananlarla, demirden çalanlarla.. Aslına bakılırsa, kaçak yapıları büyük çapta açık veren bütçeye gelir sağlamak için “affeden” siyasetçilerle de “çok güzel” olunabilir mi acaba?

Duygusallığı her şeyin önüne koyunca aslında hem akli davranmaktan hem de belki de insaflı olmaktan uzaklaşanlar var. Kendi menfaatini, tüm diğer herkesin durumundan öne koymak akli davranmakla açıklanamaz. Olsa olsa anlık coşku veya tepki halet-i ruhiyesiyle açıklanabilir ki, bunu maalesef çokça görüyoruz. ABD’ye kızıp iphone kırmalar veya Hollanda’ya kızıp portakal bıçaklamalar, Rusya’ya öfkelenip Moskova’ya at sürmeye niyetlenmeler gibi.. Durum değişince de öfkelendiklerine birden sevgi beslemeler… Akıl mantık yerine duygu ve menfaat odaklı yaklaşım, hem makro hem de mikro ölçekte görülebiliyor. 

Babam anlatmıştı; 70’li yıllarda Bolu dağında aşırı kar sebebiyle birçok araç mahsur kalmış ve bu duruma bir otobüsle yakalanmışlar. Yaklaşık 2 gün süren bu esaret sırasında dinlenme tesislerinde fiyatlar üçe beşe katlanıvermiş. Halbuki yolda kalana yardımcı olmak inancımızın önemli bir nüvesidir.

Birkaç sene önceki Atatürk Havalimanı patlamasının ardından bazı kendini bilmez taksicilerin zordaki insanları 100 dolar veya euro gibi rakamlara götürmesi gibi bir acayiplik de hala hatırlarda mesela. Bu toplumun yüzlerce yıllık birikimi ve geleneğinde olmayan bu hasletler nasıl bu şekilde tezahür edebiliyor diye sormamız gerekir.

Mesela şu sıralarda ikinci el otomobil piyasasının hali de tam bir sosyolojik ve toplumsal araştırma konusu olmaya aday bir garabeti sergiliyor. Elbette ki herkes kendi satmak istediği emtiadan en yüksek kazancı elde etmek ister, ancak bunun da bir ölçüsü olduğunu düşünmek gerekiyor. Bu durum o kadar acayip bir hal almış durumda ki, artık çeşitli mecralarda ciddi bir tartışma konusu olarak üzerine yorumlar yapılıyor. Satamadığı malını ederinden daha da yüksek seviyelere çıkaranlar ve onları görüp daha da yüksek rayiçler belirleyenler… Turistleri veya yolda kalmışları yakalayınca “nasıl olsa bir daha görmeyiz” diyerek fahiş fiyat isteyen çıkarcı esnaf misali, herkes karşısındakini kandırabilme derdinde adeta. Halbuki kendisinin de aynı muameleye uğrayacağı da ortada.

Merhametimiz ve duyarlılığımız yine de büyük oranda yaşıyor Allaha şükür ve toplumun yozlaşmasına mani oluyor. Ancak akıl ve mantık yerine temelsiz bir duygusallık ve anlık coşkunluklar da hem hakkaniyetten hem de doğruluktan saptırıyor. Belki de biraz akılla desteklenmiş bir duygusallığa ihtiyacımız var.

MİLLİ GAZETE(ALINTI)